• BIST 104.123
  • Altın 145,814
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 14 °C

Nerede O Eski Sevgiler

Cevat Yıldırım

NEREDE O ESKİ SEVGİLER

Cevat YILDIRIM / Ege Hakimiyet Gazetesi

Bizim Hakkı anlatıyordu. “O günler harp günleriydi”

—Sen benimle yaşıtsın. Ne harbi bu yahu? Sen harp mi gördün?  

—Kıbrıs’ta soydaşlarımızı kurtarma hareketi ve günümüzdeki terörle olan mücadeleyi saymazsak, benim anlatmak istediğim “Kore Harbi” yıllarıydı. Tabii ben o yıllarda altı-yedi yaşlarındaydım. Dedeler, nineler konuşurdu. Hangi komşu köyden şehit haberi gelmiş diye söyleşip ağlarlardı. Asıl anlatacağım konu harp olayı değil. O günlerde büyükannemle bir imece olayına tanık olmuştum. Hala unutamıyorum.

—Bu olay tarlada mı geçti? Fakir bir kadının ekinini komşular hep birlikte mi biçtiler.  Ya da köy çeşmesinin yollarını mı tamir ettiler?

—Senin söylediklerin büyük imeceler sanırım.  Yeni yetmelik yıllarımızda birlikte yol yapmak üzere kazma kürek sallamamız, köy düğünleri için gençlerin dibekte keşkek buğdayı ezmesi, biz delikanlıların düğün evine birlikte dağdan odun getirmelerimiz de birer imece olayı değil mi?

—Bu söylediklerin doğru da, imeceden başka köylüler birbirine çok yardım ederlerdi. Hele bir Ahmet Dayı vardı. Tüm komşulara, yoldan geçenlere üzüm verirdi. Bunları da konuşalım. Fakat sen çocukken gördüğün imece bunlardan farklı mıydı?

—Benim söyleyeceklerimi lütfen dinler misin?

—Tamam arkadaşım.

—Ninem, “yaramazlık yapmazsan seni büyük teyzene götüreceğim. Orada bak nasıl darı taneleyeceğiz. Belki darı da patlatırız”. O gün akşamüzeri büyük teyzemin evine gittik. Ninem mutfaktaki hamura baktı. “Bu henüz olgunlaşmamış. Ben de kadınlarla bir saat kadar iş yapayım. Sonra size çörek yaparım” diye konuştu. Komşulardan yedi kişi geldi. Teyzem iki kızı ve ninemle birlikte büyük odaya oturdular. Teyzem yere büyük iki kilim serdi. Ayrıca bazı kadınların önüne sofra bezine benzer büyük yazgılar verdi. Kadınlar hem sohbet ediyor, hem de iki mısır koçanını alıp birbirine sürtüyor. Koçanlar bastırılıp, sürtüldükçe taneler bezin üstüne düşüyordu. Kadınlar odaya getirilen mısır koçanlarını iki saatte çoğunu tanelediler. Aylardan Kasım veya Aralık ayı idi. Ben de denedim, fakat kadınlar gibi taneleri düşüremedim. Geceydi, etraf zindan gibiydi. Canım sıkıldı, koçanları bıraktım. Ninemin yanına mutfağa koşup gittim. Ninem hamurdan büyük bir tepsi çörek yapmış. Hamurlar nar gibi olmuş. Tavadan şişle alıp tepsiye koyuyor, kara tavaya el kadar yeni hamurlar atıyor.

—Şimdi olsa da yesek. Bizim köyün çöreği ne de güzel oluyor. Onların al yanaklı kızarmışlarını çok severim. Tulum peyniri ile çörek yemeye bayılırım. Fakat sen tembelmişsin. Darı sürtmeyi bırakıp kaçmışsın.

—Arkadaşım ben o yıllarda küçüğüm. Koçanlar sert. Kadınlar üç saat kadar çalıştıktan sonra darı koçanlarının dörtte üçünü bitirdiler. Teyzem tepsi ile pişileri taşıdı. Ayrıca her tepsinin ortasına derince tas ile pekmez koydu. Kadınlar çörekleri pekmeze batırıp afiyetle yediler. Safiye nine pekmez istemedi. Teyzem ona zeytin verdi. Diğer kadınlar genç sayılırdı. Mısır yığınında nasıl çalıştılar ise çörekleri de öyle kıvırıp mideye indirdiler.

—Bak İbrahim, o yıllarda köyde kavun karpuz, tütün, domates çok ekilirdi. Yine Ali Amca kova ile armut getirirdi. Ninem de sağımı olmayanlara mutlaka yoğurt götürürdü. İmecenin dışında bir yardımlaşma da vardı. Düğünde bayramda, cenazede, hastalıkta asker uğurlamada herkes birbirine yardıma koşardı. Ne kadar güzel geleneklerdi bunlar.

—Tabi sen memur çocuğusun.  Çocukluğumda, köyde susam, çavdar, nohut, mercimek, burçak, börülce de ekilirdi. Daha büyük olduğumda unutamadığım bir imece olayı da hatırlarım ki, Patlıcancı ninenin ekinini bağıra, çağıra biçtiler. İsmail Amca sıcakta kuyudan aldığı bir kova suyu başından aşağı boca edip, bir öyle of çekmişti, etraftaki tüm çalışanlar ne var der gibi ona doğru bakıp, el salladılar.

—Eski yıllarda insanların birbirine yardımı daha çoktu. Yine ben de çocuk yaşlarımda gördüğüm şu anda aklıma gelen bir olayı ben anlatayım. Kızlar önce düğün için keşkeklik buğdayı parmakları ile tek tek ayıkladılar. Temizleme bitince tepsiyi darbuka gibi çalıp oynadılar. Ben kapı aralığından onları gözetlemiştim. Çocukluk işte! Türkünün baş kısmı nasıldı bilmem. Sanırım tepsi çalan kız şöyle okuyordu: Derelerin çakılı, nerden aldın akılı/ Döne döne oynuyor, ağabeyimin çakırı.

—Peki, o yardımlaşmalar nerelere gitti? Günümüzde, insanlar üç kuruşluk menfaat için birbirinin boğazına sarılacak neredeyse? Neden buralara geldik. Her gün yeni acayip bir olayla karşılaşıyoruz. İnsanları bozan paradır desem, parasız da hiçbir şey olmuyor.

—Ben az sonra eve gideceğim. Yine de Yunus’un iki dizesi ile size veda edeceğim:

Gelin tanış olalım, işin kolayın tutalım

Sevelim, SEVELİM. Dünya kimseye kalmaz  

İbrahim tam anlaşılmasa arkadan “kentte imece ile ağaç dikimi yapılamaz mı” diye söyleniyordu…

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.